KIRIM TATAR MİLLÎ MECLİSİ’NDE DOĞURULAN KRİZ
Zafer KARATAY
1997 yılının ikinci yarısı ve 1998 yılının başları, gerek Kırım’da ve gerekse Kırım Tatar Millî Hareketi içinde önemli siyasî olayların ve gelişmelerin yaşandığı bir dönem oldu. Kırım Tatar Millî Meclisi’nde yaşanan kriz ardından toplanan olağanüstü Kurultay, Kırım Tatarlarına karşı işlenen cinayetler, Ukrayna ve Kırım Parlamentosu seçimleri, Kırım Tatar Millî Hareketi’ni yeni problemlerle karşı karşıya bıraktı.
1997 yılı içerisinde Kırım Tatar Millî Meclisi içerisinde ortaya çıkan kriz, Kırım Tatar Millî Kurultayı’nın 1997 yılı Aralık ayındaki olağanüstü toplantısında kolaylıkla aşıldı. Kurultay beklenen sağ duyuyu gösterdi ve Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun yanında yer aldı. Meclis içerisindeki bu kriz ve Kırım Tatar Millî Hareketi’nde ortaya çıkan diğer problemler yakından incelendiğinde, bu problemlerin esas sebebinin kadro yetersizliği, bilgi ve tecrübe eksikliği ve ağır ekonomik sıkıntı olduğu anlaşılır. Ayrıca, Kırım Tatarlarının sosyal, ekonomik ve iktisadî yönden içinde bulundukları vahim durum da, problemlerin ortaya çıkmasına ve büyümesine, problem sayısının çoğalmasına çok elverişli bir ortam yaratmaktadır. Bu ortamın, Kırım’da Kırım Tatar varlığını istemeyen güçlere yaradığı ve onların zaafları olanlardan yararlandığı da ortadadır.
Kırım Tatarlarının tarihleri boyunca maruz kaldıkları baskılar, Sovyet döneminde toplumun önderlerinin, aydınlarının yok edilmesi, 18 Mayıs 1944 sürgün faciası ve bu faciadan SSCB dağılana kadar sistemin baskı altında tuttuğu bir millet olarak olağanüstü şartlarda hayatiyetini sürdürmesi, Kırım Tatar halkının şimdi içinde bulunduğu ağır şartlar ve Meclis’in imkânları dikkate alınırsa, Kırım Tatar Millî Hareketi ve onun ortaya çıkardığı, Kırım Tatar halkını temsile yetkili en üst organ olan Kırım Tatar Millî Meclisi’nin çalışmaları çok büyük bir başarıdır. Hatta, Millî Emel yolunda gelinen bu noktaya, başarıdan da öte bir Kırım Tatar mucizesi demek mümkündür.
Sürgün sonrasındaki dönemde, totaliter Sovyet rejimi, tarih sahnesinden silmeyi hedeflediği Kırım Tatarlarının Vatan Kırım’a dönmek için yürüttüğü mücadele sebebiyle, bu millet mensuplarını "tehlikeli", "iflah olmaz rejim aleyhtarı" olarak görüp, onların bürokratik, askerî ve siyasî kadrolarda yer almasını engellemiştir. Bu kadrolarda bulunan çok az sayıdaki Kırım Tatarı ise, Sovyet devletiyle uzlaşanlardı. Böyleleri genellikle Kırım Tatar Millî Hareketi’nden uzakta kalmış, millî kimlik ve şuurdan yoksun kimselerdi.
Sovyetler Birliği döneminde Kırım Tatarlarının eğitim durumları ve çalıştıkları işler incelendiğinde, öğretmen, teknisyen, mühendis, işçi, doktor, müzisyen ve tarımda çalışanların ağırlıkta olduğu görülmektedir. Bu dönemde Kırım Tatar Millî Hareketi’ne aktif iştirak edenler, işlerinden atıldıkları için, yönetim kademelerinde çalışmamış ya da çok az yöneticilik yapmış kimselerdi.
Kırım Tatarlarının, 1991 yılı Haziran ayında Vatan Kırım’da Akmescit’de Kırım Tatar Millî Kurultayı’nı toplayıp millî egemenliklerini ilân etmeleri ve Millî Meclis’lerini seçmeleri, Millî Hareket’in tarihî bir dönemeci oldu. Bu tarihî dönemeç, aynı zamanda, bir ay sonra S.S.C.B.’nin ânîden dağılmasıyla birlikte Kırım Tatar Millî Hareketi’nin yakın gelecekte yepyeni sorunlarla karşı karşıya kalacağı bir dönemeç oldu. Millî Hareket’in dinamik güçleri ve yolbaşçı kadroları, sürgün sonrasındaki totaliter rejim altındaki mücadele sürecinin şartlarına ve mücadele yöntemlerine göre öne çıkmış ve belirlenmiş inançlı insanlardan oluşuyordu. Mücadelenin şekli ve şartlarının onlara verdiği tecrübe, 1991 yılından sonra karşılaşılacak olan meseleleri çözmek için yeterli değildi.
1991 yılından sonra, Kırım Tatar Millî Meclisi yolbaşçılığındaki Kırım Tatarları, siyasî açıdan tarihî başarılar elde ederken, bu mücadelenin ekonomik kaynağını oluşturan muhaceretteki Kırım Tatar Millî Hareketi’nin, bu başarıdaki rolü çok önemli olmuştur. Çünkü, Millî Hareket’in başladığı 1956-57 yıllarından 1990’nın başlarına kadar, Kırım Tatarları kendi mücadelelerini kendileri finanse edebiliyordu. 1989 yılından itibaren büyük hız kazanan Vatan Kırım’a göç sebebiyle Kırım Tatarları ekonomik güçlerini ev kurmaya ve yerleşmeye harcamaya başladılar. S.S.C.B.’nin dağılmasıyla ülke genelinde yaşanan büyük ekonomik kriz ve yüksek enflasyon Kırım Tatarlarına ağır bir darbe indirdi. Bu ekonomik krizin Kırım Tatarlarının Vatan Kırım’a göçünü, dolayısıyla bunun Millî Hareket’e yansımasını yıllara göre göçmen sayısından anlamak mümkündür. 1989’dan sonra periyodik olarak artan ve 1991 yılında en üst sınırına çıkan Vatan’a dönen göçmen sayısı, yaşanan ekonomik krize paralel olarak büyük düşüşler göstermiştir.
Kırım’a Dönen Kırım Tatarları
|
1989’akadar |
1989 |
1990 |
1991 |
1992 |
1993 |
1994 |
1995 |
1996 |
1997 |
|
38.400 |
32.200 |
38.800 |
41.400 |
27.600 |
19.300 |
10.800 |
9.200 |
8.100 |
5.000 |
Kırım Muhtar Cumhuriyeti Sürgün Edilmiş Halklar Komitesi başkanının 1997 yılı raporundaki bilgiler, Kırım Tatarlarının içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durumu daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır. 31 Ocak 1998 tarihli Yañı Dünya gazetesinde yayınlanan söz konusu rapora göre:
1 Ocak 1998 tarihi itibariyle Kırım’da, 17.900’ü henüz resmî kayıtları ve ikâmet izinleri olmayan 280.000 Kırım Tatarı yaşamaktadır. Bunun % 22,7’si şehirlerde, % 77,3’ü köylerdedir.
Kırım Tatarları, Karasubazar rayonunda % 32, İçki (Sovyet) rayonunda % 26 Akmescit rayonunda % 22.2, Bahçesaray rayonunda % 21, Kefe şehrinde % 5,6, Aluşta’da % 4,3, Kerç’de % 0,94 ve Yalta’da % 0,9 oranındadırlar.
Çalışabilir durumdaki 133.106 Kırım Tatarından 66.873’ü daimî veya geçici işe sahiptir. Bunların 30.564’ü tarımda, 11.039’u sanayi ve inşaatta, geri kalanlar ise eğitim ve sağlık başta olmak üzere diğer işlerde çalışmaktadır. Devlet idaresi kadrolarında ise sadece 200 Kırım Tatarı çalışmaktadır. Maliye Bakanlığı bünyesindeki Kırım Tatar görevli sayısı da yalnızca 6 kişiden ibarettir.
Kırım’daki işsizler içerisinde Kırım Tatarlarının oranı % 49’dur. Bu oran Bahçesaray’da % 51, Kefe’de % 53,6, Sak bölgesinde % 60,3, Sudak şehrinde % 58,8, Yedikuyu (Lenin) rayonunda % 56,6 ve Yalta şehrinde % 59,4’lük oranlarla Kırım ortalamasının çok üstündedir.
1989 yılından itibaren şehir kenarlarına çadırkentler kurarak yerleşmeye başlayan Kırım Tatarları, 1991 yılından sonraki süreçte mesken yönünden vahim bir vaziyet içerisinde kalmışlardır. Söz konusu rapora göre, 128.700 kişinin, yani yaklaşık 40.000 ailenin evi yoktur veya yarı inşa halindedir. Bunlar çok kötü şartlar altındaki yerlerde, bazıları yakınlarının yanında, yatakhane gibi yerlerde hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunlardan yarısı inşaatlarını devam ettirmeye çabalamaktadır. Ayrıca meskeni olup da evini tamamlayamayan, elektrik, su, yol vb. imkanlardan yoksun olarak yaşayanların sayısı 30.000’i bulmaktadır.
Kırım Tatarlarının toplu yaşadıkları çadırşehirlerde elektrikten faydalanma oranı % 80, içme suyundan faydalanma oranı % 30, sağlıklı yol oranı % 15 ve doğal gazdan yararlanma oranı da % 4 gibi komik oranlardadır.
Kırım Tatarlarının içinde bulunduğu ağır şartların, sağlık, eğitim, çocukların durumu, evlenme, boşanma, Ruslarla evlenme, kültür, sanat, vb. diğer sahalara nasıl yansıdığını tahmin etmek zor değildir. Elbette, 1991’den sonra giderek kötüleşen bu sosyal ve ekonomik durumdan, Millî Hareket’in de olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdı.
Her şeyden önce halk, Kırım Tatar Millî Meclisi’ni, kendilerini temsil eden organ olarak değil, maddî sıkıntılarını çözmesi gereken bir idare olarak görmeye başlamıştı. Kırım Tatar Millî Meclisi’nden ve Meclis Başkanı’ndan, sürgün yerlerinde yaşayanlar dönmek için maddî yardım, Kırım’dakiler de inşaatları ve ağır ekonomik durumları için maddî destek istiyor ve bekliyorlardı. Hiç bir düzenli gelir kaynağı olmayan, dahası Ukrayna içerisinde legal bile olmayan Meclis’in, bağımsız bir devletin bir hükûmeti gibi, halkın maddî problemlerine acil bir çözüm getirmesi imkânsızdı.
70 sene totaliter, "her şeyin sahibi" ve "her şeyi yapan" bir devletin vatandaşları olan Kırım Tatarları, birden bire ortadan kaybolan Sovyet devletinin kendilerine verdiği sosyal hizmeti ve ekonomik imkânları, haksız ve yanlış bir biçimde Meclis’den bekliyorlardı. Bunda, 1991 yılında seçimlerle Millî Kurultay’larını toplamalarının, Kurultay’da egemenliğin ilan edilmesi ve Millî Meclis’in seçilmesinin ardından, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan siyasî otorite boşluğunda, siyasî yönden başarılı ve ileri adımlar atan Kırım Tatar Millî Meclis’inin bu boşluğu iyi doldurmasının da rolü olmuş olabilir.
28 Haziran 1991 günü Kurultay’da oy birliği ile kabul edilen Kırım Tatarlarının Millî Egemenlik Bildirisi’nde kaydedildiği gibi, Kurultay’ın en önemli meselesi, Kırım Tatar halkının öz vatanlarında yaşaması ve kendi kaderini belirlemesi idi. Kurultay’ın ana fikri de, bir meclis meydana getirerek, Kırım Tatarlarının en yüksek organı olan bu meclisin, halkının adına her şeyi yapmasını mümkün kılmaktı.
18 Mayıs 1944 sürgün faciasından sonra, tarihe bir destan yazarak Kırım’a dönen kardeşlerinin 74 yıl sonra Millî Kurultay’larını toplamaları ve egemenliklerini ilân etmeleri, eski S.S.C.B. dışında yaşayan Kırım Tatarları arasında da büyük heyecan uyandırdı. Özellikle bu heyecanı duyanlar ve şartlar müsait olur olmaz S.S.C.B. içerisindeki Millî Hareket’e her türlü yardım için harekete geçenler Emelciler oldu. İsmail Bey Gaspıralı’dan Noman Çelebi Cihan’a, Cafer Seydahmet Kırımer’den Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na uzanan Vatan Kırım mücadelesinin diasporadaki ana ekseni daima 1930 yılında Dobruca’da yayınına başlayan Emel Mecmuası olmuştu. Emelciler bu ideal uğrunda tavizsiz mücadelelerini zaten sürdüregeliyorlardı.
Kırım Tatar Millî Kurultayı’nda 28 Haziran 1991’de Kırım Tatarlarının millî egemenliklerini ilân etmelerinin yanısıra aynı yıl başlarında Kırım oblast parlamentosunun muhtariyet kararını Ukrayna’nın tanıması pek çok kişi tarafından Kırım Muhtar Cumhuriyeti’ni Kırım Tatarlarının kontrolünde bir cumhuriyet olarak algılamalarına yol açtı. Günümüzde hâlâ Kırım Tatar Millî Meclisi’ni Kırım Muhtar Cumhuriyeti Parlamentosu sananların sayısı pek çoktur.
S.S.C.B.’nin dağılmasıyla ânîden "Türk Dünyası"nı keşfedenler, o dönemde ortaya çıkan büyük heyecan dalgasına kapılarak, buralara bir şeyler yapma arzusuyla, daha çok da meraktan, (o yıllarda geçerli olan cazip fiyatların da etkisiyle) turistik gezilere gittiler. Kırım meselesini, S.S.C.B. içerisindeki mücadelenin şartlarını, insanların sosyal, psikolojik yapısını bilmeyen bu insanlar "balayı" döneminin ardından kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı yaşadılar. Kısa süre sonra da bu yerlerin kendilerince keşfedilmesinden önceki günlük yaşam normlarına döndüler. Yaklaşımlarındaki temel yanlışlıklar, beraberinde acımasız ve haksız tenkitleri de getirdi. Bunlardan başka Kırım İstiklâl Davası ideallerinden uzak olup, 1991 yılından önce bu meseleyi ütopik olarak görüp, hayatlarının belli dönemlerinde fantastik bir hobi olarak ilgilenmiş ve bu davada şahsî bir gelecek görmeyerek sıradan insanlar dünyasına geri dönen, ancak Kırım meselesinin 1991’den sonra Türkiye gündemine yükselen bir değer olarak girdiğini farkederek meseleyi Türkiye dahilinde siyasî arenda yelkenlerini dolduracak rüzgar olarak telâkkî edenler de bu eleştiri kervanına katıldılar. Böylelerinin bununla da kalmayıp Kırım’da Meclis’e muhalif ya da potansiyel muhalif olanlarla temasa girip onları teşvik ettiklerini söylemek dahi mümkündür.
Bu çevreler yürütülen mücadeleye hiç bir ciddî katkıda bulunmadıkları gibi, Kırım’da Kırım Tatarlarının azınlıkta olduğunu, Kırım Tatar Millî Meclisi’nin Ukrayna içerisinde legal statüsünün bile olmadığını ve gücünü sadece halkının birlik ve beraberliğinden aldığını da düşünmediler. Millî Hareket’in ve onun yolbaşçısı Mustafa A. Kırımoğlu’nun milletlerarası platformda sahip olduğu olağanüstü prestij şemsiyesi altında millî mücadelenin yürütüldüğü gözardı edildi. Kırım’da iktidarı Moskova’nın her türlü desteğini alan şovenist Rusların elinde tuttuğu, Kırım Tatarlarına zoraki tahammül gösteren ve Kırım’ı Rusya’ya bağlamak isteyen bu güçlere karşı Kırım’da direnen tek güç olan Kırım Tatarlarının faaliyetlerine Ukrayna’nın kerhen rıza gösterdiği gerçeğine gözler kapatıldı ve Kırım Tatar Millî Meclisi’ni yıpratan dolayısıyla Kırım Tatarlarının milli menfaatlerine zarar veren söz ve davranışlar bütün hızıyla sürdürüldü. Elbette tenkit edenler içerisinde, iyi niyetli ama yukarıda söz edilen şartları idrak edemeyenler de vardı.
Düzenli gelir kaynağı olmadan büyük fedakârlıklarla çalışan Kırım Tatar Millî Meclisi’nin, 1991’den sonra ağırlaşan problemler doğrultusunda artan beklentilere zaten yeterli cevabı veremeyecek olan sınırlı kadrosu, 1994 Mart’ındaki seçimlerle üyelerinden bir kısmı Kırım Parlamentosu’na gidince daha da zayıfladı. Kırım Parlamentosu’na Kurultay tarafından onaylanarak gönderilen bu 14 kişi, Kırım Tatar Millî Meclisi kararları doğrultusunda Kırım Parlamentosu’nda Kırım Tatarları için çalışacaklarını ve Meclis emri doğrultusunda parlamentodan gerekirse istifa edeceklerini, daima Meclis’e bağlı kalacaklarını halk önünde Kur’an-ı Kerîm üzerine yemin ederek bildirdiler. Bu 14 temsilcinin 1994, 1995 ve hattâ 1996 yılında başarılı çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Kırım Tatarları, Kırım Parlamentosu’nda çoğunluğu elinde bulunduran şoven Rus gruplarının iktidar ve çıkar kavgalarıyla parçalanmalarını ve sürekli değişen dengelerin kendilerine bahşettiği anahtar rolü çok iyi kullandılar.
Ancak ilerleyen zaman süresinde bu 14 milletvekili içerisinde, Millî Hareket’in, Millî Meclis’in ve onun başkanının gücü sayesinde bu mevkiye geldiklerini unutarak kerameti kendilerinde görmeye başlayanlar oldu. Hattâ, şartlara göre çok demokratik davranan, S.S.C.B. devrinde olanları dikkate almadan, o dönemde korktukları için şu veya bu sebeple halkının mücadelesine katılmayanların bile şimdi Millî Hareket’e katılmaları için hoşgörüyle, sabırla gayret sarfeden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun, kendilerini nasıl desteklediğini, Millî Hareket’in eski mensuplarının eleştirilerine karşı onları nasıl koruduğunu unuttular. En önemlisi, siyaseti millî dava için, halkının çıkarları için değil, siyaseti siyaset için yapma yanlışlığına düştüler. Kırım Parlamentosu’nda ve Kırım Hükûmeti’ndeki konumlarını kendi durumları için kullanmaya başladılar.
1991 yılında seçilen ilk Millî Meclis, faaliyetlerini Akmescit’de Çarlık Rusyası dönemindeki Akmescit Rüşdiyesi’nin harap binasında yürütmeye başlamıştı. Kırık dökük sandalyeler üzerinde, ısıtma sistemi çalışmayan buz gibi odalarda toplantılar yapılırdı. 1992 yılı sonlarında hayırsever Ali Faik İçil’in başlattığı, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi, Emel dergisi ve Kırım Tatar Millî Meclisi Türkiye Temsilciliği’nin yürüttüğü kampanya neticesinde satın alınan Meclis binasıyla şartlar daha iyi hale geldi. Ama Kırım Parlamentosu’ndaki şartlar elbette çok daha iyiydi. Düzenli ve dolgun bir maaş alınıyordu. Meclis’de ise çözülmesi gereken yığınla problem vardı. Kırım Parlamentosu’nda iş sadece tek boyutluydu. O da söze dayalı siyaset oyunuydu. Parlamenterler belli günlerde halkla görüşüyorlar ve dertlerini dinliyorlardı. Ama önemli bir mazeretleri vardı, çoğunluk Ruslardaydı. Kırım Parlamentosu’nda Kırım Tatarlarının temsil edilmelerinin önemi öne çıkarılıp, buradaki siyaset oyunu mazeretinin arkasına sığınılarak halledilmesi gereken sıkıntılı işler Meclis’e, daha doğrusu başkanına bırakılıyordu. Temsil elbette ki önemliydi, ama Kırım Tatar Millî Hareketi’nin mevcut kadrosu, mensuplarının meseleyi tek bir yönüyle yürütme lüksüne henüz sahip değildi.
Kırım Parlamentosu’ndaki 14 Kırım Tatar temsilcisinin tamamını bu şekilde değerlendirmek haksızlık olur. Nadir Bekir gibi, Şevket Ramazan gibi Kırım Parlamentosu’ndaki işlerinin yanısıra diğer görevlerini de yerine getirenleri, Lennur Arifov’dan, Lilya Bucurova’dan, Nariman Abdürreşitov’dan ayırmak gerekir.
Kırım Tatar Millî Meclisi’nde ortaya çıkan krizde, Kırım Tatarlarının Kırım’da varlığını istemeyen güçlerin rolü asla göz ardı edilmemelidir. S.S.C.B. döneminin Komünist Partisi, KGB ve Kızıl Ordu mensuplarının tatillerini geçirdikleri ve emekliliklerinde yerleştikleri yer olan Kırım’da 1996 yılında kurulan Eski KGB ve S.S.C.B. İstihbarat Memurları Birliği’nin 6000’den fazla üyesi bulunmaktadır. Bunların eski fikirlerini muhafaza ettikleri gerçeği ile, Moskova’nın Kırım üzerindeki emelleri, Ukrayna’da eski komünistlerin bilinen gücü ve bunların Kırım Türklerine karşı malûm siyasetleri göz önüne alındığında, böylelerinin Kırım Tatar Millî Hareketi’ne müdahalede bulunmadıklarını düşünmek en basit deyimle "saflık" olur. Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından Meclis üyeliğinden atılan Lennur Arifov ve Lilya Bucurova’nın başını çektiği 16 kişinin çizgileri, eylem ve davranışları yakından incelendiğinde, en azından bazılarının "iplerinin" başkalarının elinde olduğu, bazılarının da kullanıldığı şüpheden öteye geçmektedir.
28 Mart 1998’de yapılan Ukrayna Parlamentosu seçimlerinde bu 16 "aykırı" şahıstan bazılarının "Ukrayna Müslümanları Partisi" listesinden seçimlere katılması dikkat çekicidir. Amaçları muğlak, dahası Yevgeniy adlı birinin oğlu olan Reşit Yevgenyeviç Brodin adlı kimliği de, Müslümanlığı da muğlak bir başkana sahip bu partiden Müslüman kisvesiyle aday olmaları da traji-komiktir.
Bütün bunlara rağmen Kırım Tatar Millî Kurultayı, olağanüstü toplantısında ittifakla denebilecek ezici bir çoğunlukla Meclis Başkanı’nın yanında yer almış ve Kırım Tatar halkının geleneksel sağduyulu davranışını bir kez daha sergilemiştir. Aslında bunun böyle olacağını, Kurultay öncesinde çeşitli şehirlerde düzenlenen ve Mustafa A. Kırımoğlu’nun problemleri halka açıkça anlattığı toplantıların gazete haberlerine yansımasından anlamak mümkündü. Kırım Tatar halkının seçilmiş temsilcilerinden ağır bir tokat yiyen bu insanlar, Kurultay’ın demokratik olmadığını ileri sürerek yeni iftiralarını sürdürdüler. Onlara elbette ilk kucak açan Kırım Tatarları aleyhindeki Rus gazeteleri oldu. Bu kriz karşısında, Kırım içindeki ve dışındaki oportünist zihniyetli, bîidrâk insanların tutum ve yaklaşımları şaşırtıcı değildir. Kırımoğlu’nun ne kadar demokratik bir insan olduğunu bu şahısların anlamalarını beklemek abestir. Sadece Avdet gazetesinin kriz öncesi yayınları bile buna yeterli bir örnektir.
Bütün bu yaşananların müsbet bir yönü, Kırım Tatar Millî Hareketi’nin içinde, şu ya da bu şekilde ortalıkta dolaşan insanların kişilikleri ve fikri yapılarının net bir şekilde ortaya çıkmış olmasıdır. Kırım Tatar Millî Meclisi özellikle kadro yönünden yeniden teşkilatlanmalı ve gelecekte bu tür problemlerin yaşanmaması için tedbirleri alıp, siyasetindeki öncelikleri gözden geçirmelidir. Ukrayna ve Kırım Parlamentosu seçimlerini komünistlerin kazanmasının, Kırım Tatar halkının üzerindeki baskıların artmasına, Kırım’da gerginliğin tırmanmasına yol açması ihtimali yüksektir. Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı’nın Ukrayna Yüksek Radası’na yani parlamentosuna seçilmesi şüphesiz çok yararlı olmuştur ve olacaktır. Ancak mevcut kadro sıkıntısı göz önüne alındığında, onun Kırım’daki yokluğunun yeni sıkıntılar yaratacağına dair endişeler mevcuttur.
Geçmişte büyük badireleri atlatan, büyük engelleri aşarak Vatan Kırım’a dönen Kırım Türkleri bu durumları daha kolay atlatacaktır. Kırım’da birlik ve beraberliğin korunması elzemdir. Millî Hareket’imizdeki bölünmelerin bizden başka kimseye zararı yoktur. Hangi mülâhazalarla olursa olsun, Kırım Tatar Millî Hareketi’nde bölünmeleri hızlandırıcı, Millî Hareket’imizden şahsî ya da yukarıda söz edilen sebeplerden dolayı kopmuş, millî gayeden uzaklaşmış, kişileri sanki demokratik muhaliflermiş gibi ciddîye alarak onları destekleyici tutum ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Bu, her vatanseverin ana görevi olmalıdır.
Kırım Tatar Millî Meclisi’nin, Kırım Tatar halkının seçilmiş en üst temsil organı olduğu asla unutulmadan, mevcut hata ve eksikliklerin eleştirisi yapılmalı, kişilerin ayrı, Meclis’in ayrı olduğu gerçeğinden hareket ederek, Millî Meclis’e herkes sahip çıkmalıdır. Yıkmak kolay yapmak zordur. Ben Kırım Tatarıyım diyen herkes, geçmişi, tarihte yaşadığımız acıları ve sebeplerini tekrar tekrar gözden geçirerek, buna göre tutum ve davranışlarını belirlemelidir.
Asırlar sonra elimize geçen fırsatları kaçırmayalım. Kutsal davamızı küçük çıkarlara kurban etmeyelim.